Subcribe to our RSS feeds Join Us on Facebook Follow us on Twitter Add to Circles

26 Aralık 2014 Cuma

ÖYP için YENİ YIL AYARI: ÖYP'de SON DEĞİŞİKLİKLER




Malum akademisyen olmak için ÖYP gibi bir akademisyen yetiştirme sistemimiz var. Bunun içinde öncelikle:

  1. Yüksek bir ALES puanı ( en düşük bölüm için bile 70 gerek)
  2. Yüksek bir ortalama ( 4 üzerinden en az 3 olması gerek)
  3. Ve yabancı dil puanı ( en az 65 puanınız varsa bir daha uğraşmazsınız YDS ile)



Geçen hafta yani 20 Aralık 2014  Tarihin Arka Odası programında Erhan Afyoncu ÖYP ile alımın saçmalığından bahsedince ve üstüne böyle bir değişiklik gelince açıkçası biraz şaşırdım. Bunu da ilk yazan olduğumu kayıt altına alalım:) 

DEĞİŞİKLİK NE Mİ?

İlgili madde aynen şöyle: 

MADDE 5- (1) ÖYP kapsamında araştırma görevlisi olarak atanmak üzere başvuran her bir aday için ya da program gereğince bir ÖYP yükseköğretim kurumuna lisansüstü eğitim-öğretim görmek amacıyla başvuran her bir ÖYP araştırma görevlisi için bir ÖYP puanı hesaplanır.

(2) ÖYP puanının hesaplanmasında lisans not ortalamasının 
% 35'i, Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sınavı (ALES) puanın % 50'si ve varsa yabancı dil sınavı puanın % 15'i dikkate alınır. (Değişiklik 25.12.2014 tarihli Genel Kurul Kararı ile yapılmıştır.) 

Bu puan en son girilen ALES ve yabancı dil sınav sonuçlarına göre güncellenebilir. Adayların mezun oldukları alanlardaki başvurularında söz konusu puanlar arasında 10 puana kadar yüzdelik oranlarını artırmaya veya eksiltmeye ve ÖYP puanını % 10'a kadar artırmaya YÖK Yürütme Kurulu yetkilidir.
(3) Yürütme Kurulu, programın nesnel, etkin, verimli ve dengeli bir biçimde yürütülebilmesi için gerekli tedbirleri alır.



not: İlgili tarih programında 1. Dünya savaşının 100. yıl dönümü dolayısıyla epey bilgi verildi. Bu konuda ilgili olanlar Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran kitaplarına göz atılabilir.

Okumak istersen 


16 Aralık 2014 Salı

EĞİTİM ve DEVRİM


Bir çocuk adam bir çocuk kadın! İki ilginç dünya figürü! 17 yaşında iken eğitsel bir devrimi işaret edebilme bilinci nasıl ortaya çıkabilir? Bu bireysel mi yoksa organize bir bilincin ürünü müdür? Dünya EĞİTİM ve DEVRİM kelimelerini sıklıkla kullanırken bizde niye  hala tık yok? 17 yaşındaki Pakistanlı eğitim eylemcisi Malala Yusufzay ve yaşdaşı Joshua Wong ise Şemsiye Devriminin öncüsü. Türkiye'de ki çocuklardan farkları,yaptıkları ve 16 aralık 2014 Peşaver okul katliamı hakkında detaylı bir yazıyı Cuma'ya burada olacak.

Bizim ülkemizde yaşamak her baba yiğidin harcı değildir arkadaş! Kalbin saat gibi , sinirlerin çelik gibi , zihnin her daim uyanık olacak yoksa işin yaş! Eğer benim yeni kurulan bir tekstil firmam olsaydı ve bunun tanıtımını yapacak olsaydım tanıtım yapmak için 1650  km'ye 650 km uzunluğunda bir "MAŞALLAH" yazısı yazdırırdım. Ülkemizin şanına "Milli İrade" ye yaraşacak cinste Bursa işi (ama İtalyan sever bizimkiler bilirim) bir kumaştan cümle aleme ibretlik bir oha dedirteceksin. Ülkemizin gündemi sünnetlik bir çocuğun bir gününden farklı mı geçiyor sanki? Biri bir şeyi kesiyor,biri bir şeyi dikiyor derken olay aşçı bahçıvanı bahçıvan şoförü şoför uşağı sonra hepsi uşağı şeklinde ilerliyor. Burada uşak genelde halk oluyor ama şükür edip yolumuza devam ediyoruz.  Bu yüzden sürekli değişen ama hiç gelişmeyen bir gündem içinde yuvalanıp gidiyoruz. Yuvarlansak yine iyi! Bildiğin bodoslama dalıyoruz. O yüzden görünmez duvarlara çarpa çarpa nasır tutan beyinlere dönüşüveriyoruz.

 Mesela eğitim o görünmez duvarlardan biri bizim için. 5 sene 10 sene fark etmezsin ama bir nesil ziyan edilince o görünmez duvarların , o heybetli genç kuşağın içinde bir patlar sonra yandım anam türküsü söyleyiverirsin  tabi. Ara eleman açığını kapatamaz, PİSA'da sonlarda  olmaya doyamaz, hiç bir şey üretmediği gibi fazlasıyla tüketen bir nesli yasaklarla ya da ek vergilerle durdurmaya çalışırsın. Türk genci durur mu durmaz mı bilemem ama belli noktalarda hep aynı yerde durduğunu apaçık bir gerçek artık. Daha iyi bir eğitim için bir çabası, bir isteği ya da bir beklentisi kalmamış. Öğrenilmiş çaresizliklerden çaresizlik beğenmişte sanki onu kimse duymamış!


Bizim gençliğimizin büyük bir çoğunluğu eğitim adına tepkisizliklerini  bile ortaya koymaktan çekinirken 96 doğumlu Joshua Wong, Hong Kong'da eğitim sorunlarına dikkat çekebiliyor.  Ya da Pakistanlı  97 doğumlu Malala Yousafzai adlı bir genç kız,kızların eğitimi için kampanya başlatabiliyor. Bizde böyle çok güzel hareketler görme ihtimaliniz pek yok. Keza  Joshua Wong "anti-milliyetçi" eğitim ve demokrasi söylemi yüzünden tutuklanabiliyor. Malala Yousafzai ise yaptıklarının karşılığında Taliban tarafından 14 yaşında kafasından vurulabiliyor. Her ne olursa olsun bu iki genç hala hayatta ve daha eşit bir toplum hayaline destek veriyorlar.
Bu kadar şey yeterken bile 2014'te Nobel Barış ödülüne hak kazanan Malala ve Time dergisinde 2014 için yılın adamı seçilen Joshua aldıkları ödüllerden bağımsız olarak bir şeyi işaret ediyor. Daha eşit ve özgür eğitim herkes içindir. Yok efendim Malala'nın Nobel konuşmasını CİA hazırlamış yok efendim Joshua zaten ABD maşasıymış geyikleri gerçek bile olsa bu onların işaret ettikleri şeyin yani eğitimin herkes için eşit olması gerekliliğinin doğruluğunu değiştirmez. Bu yüzden bende ülkemizden böyle parlak gençler çıksın isterim. Ama bizde ders boş geçti diye sevinen öğrencilerden tutunda(ki burada yapması gereken o boş dersin hesabını ilgili kişilere sormasıdır), eğitimi boşluk doldurmaca aktivitesi olarak gören optik beyinli eğitimcilere kadar bir çok aşılması gereken dandik realite var ne yazık ki.

Eğer bir gün yok "Osmanlıca" yok "U düzeni" yok "karma sınıf" yok bilemem ne diye bizi gerçek eğitim gündeminden saptıran şeylerden sıyrılırsak o zaman eğitimimizin yetersiz ve vasıfsız olduğunu daha iyi anlayabileceğiz. Bunun için daha çok okumaya, daha çok çalışmaya ve daha çok düşünmeye ihtiyacımız var. Bizden de bir gün birileri çıkar. Darısı başımıza.

10 Aralık 2014 Çarşamba

POPÜLER ÖĞRENME ZORLUĞU OLARAK DİSLEKSİ VE ÜNLÜ DİSLEKSİKLER



ÖĞRENME BOZUKLUĞU OLAN ÜNLÜLER
Disleksi (öğrenme bozukluğu); okuma, yazma ve akıl yürütme gibi konularda kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur. Tom Cruise, Muhammad Ali, Keira Knightley ve birçok ünlü disleksiden müzdarip olmuştur. İşte disleksisi olan ünlüler

ORLANDO BLOOM
'Disleksim nedeniyle okulda diğer derslerde zorlandığım için, tiyatro aşık oldum.'

PATRİCK DEMPSEY
'Disleksi beni bugünkü halime getirdi. Bana her zaman çalışmaya devam etmem gerektiğini, hiçbir zaman teslim olmamayı öğretti'

TOM CRUİSE
"Disleksik olduğum için konsantre olmak için kendimi eğitmem gerekti. Görsellikle kavrayabilen bir insan oldum. Okuduğumu net olarak anlayabilmek için kafamda okuduğum şeyle bağdaştırabileceğim zihinsel görseller yaratmaya çalışıyordum.'

KEİRA KNİGHTLEY
'8 yaşımda tiyatro için seçmelere gidişimi hatırlıyorum; repliklerimi okuyamadığım için, yaşadığım en eziyetli tecrübeydi. Oyuncu olmak için duyduğum istek benim için destekleyici bir güç oldu.
Bunun için mükemmel öğretmenlerim oldu. Benimle hiç yılmadan çalışan öğretmenlerim, annem ve babam sayesinde, 11 yaşında disleksiyi yendim. Artık bu konuda herhangi bir şikayetim olmuyor.'

STEVEN SPİELBERG
'Filmlerin bana yardımı çok dokundu... Utançtan, kendimi suçlamaktan ve kendime yüklenmekten kurtardı. Film yapmak benim en büyk kaçışım oldu.'

KEANU REEVES
'Görmezden gelmeye çalışmıştım hep. Gelişme çağında, okumayla ilgili çok problemim oldu, hiçbir zaman iyi bir öğrenci olamadım. En sonunda bundan bıktım, ve liseyi bırakmaya karar verdim. Benim için zaman kaybı olmaya başlamıştı.'

RİCHARD BRANSON
'Disleksiklerin aslında dünyaya çok faydası olabilir. Bazı şeyleri diğer insanlardan daha net bir şekilde görebiliyorum çünkü daha iyi kavrayabilmek için etrafımdaki şeyleri kafamda basitleştirmek zorundayım, bu da diğer insanların da daha kolay anlamasına yardımcı oluyor.'

VİNCE VAUGHN
'Çocukken okulda okuma yaparken çok sıkıntı yaşamıştım. Günde bir kere öğrenme güçlüğü olan çocuklarla ders alıyordum.'

MUHAMMAD ALİ
'Lisedeyken, birçok öğretmen bana 'aptal' etiketi yapıştırmıştı. Ders kitaplarımı okuyamıyordum bile.'

WHOOPİ GOLDBERG
'Ben çocukken buna disleksi denmiyordu. Daha çok 'yavaş' ya da 'geri zekalı' deniyordu.'

KARA TOİNTON
'Arkadaşlarım her zaman heceleme ve okumayla ilgili bir sıkıntım olduğunu biliyorlardı. Ve onların verdiği bu destek ve cesaretlendirme disleksik olmamın en önemli noktasıydı benim için.'

SALMA HAYEK
'Aksanım var, disleksiğim, kısa ve tombulum, artık nasıl ifade ederseniz... Bunların hepsiyim belki de ama sonuç olarak buradayım. İş bulabildiğim için dünyanın en şanslı kızı olmalıyım.'



7 Aralık 2014 Pazar

NEDEN İNGİLİZCE DENEN ŞU MERETİ ÖĞRENEMİYORUZ?



İlkokul öğrencilerine ingilizce özel ders,Ortaokul öğrencilerine ingilizce özel ders,TEOG İngilizce Özel ders, Lise ingilizce özel ders,Toefl IBT özel ders ,Toefl ITB özel ders, IELTS akademik özel ders, IELTS genel özel ders, YDS özel ders, İngilizce özel ders, ingilizce çeviri,ingilizce online özel ders,ingilizce eğitim danışmanlığı
www.ankarakafasi.com

Ülkemiz insanının İngilizce ile imtihanı uzun yıllardan beri sürüyor ne yazık ki sevgili dostlar. Hele ki son günlerin trendtopic konularından "Osmanlıca"  ile dil konusunda eksik ve gediklerimizi tekrar ortaya dökmenin vakti geldi çattı sanırım. Abdülhamid Ziyaeddin'in yani bildiğimiz ismiyle Ziya Paşa'nın dediği gibi "Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz" diyoruz bizde. Laf söylemekten ziyade icraat yapmak niyetindeyiz.
İlkokul öğrencilerine ingilizce özel ders,Ortaokul öğrencilerine ingilizce özel ders,TEOG İngilizce Özel ders, Lise ingilizce özel ders,Toefl IBT özel ders ,Toefl ITB özel ders, IELTS akademik özel ders, IELTS genel özel ders, YDS özel ders, İngilizce özel ders, ingilizce çeviri,ingilizce online özel ders,ingilizce eğitim danışmanlığı
www.ankarakafasi.com

 Şu DİL PROBLEMİNİ çözmenin vakti artık geldi bizce. Ülkü hocamızla İngilizce meselesinde çok hızlı yol katedeceğinize inancımız sonsuz. Ama ondan ders alınca sizde fark edeceksiniz ki bu iş bizle biten bir iş değil. Bu bir kültür meselesi, bu bir yaşam tarzı meselesi. Bir dili öğrenmek kültürü de öğrenmenin gerekliliğini bize işaret eder. Eğer ben YDS'den 70 alayım yeter diyorsan sana ona göre program hazırlar istediğin  puanı alman için gerekeni yaparız,söyleriz,çalışırız. Ama İNGİLİZCE'yi anlamak,yazmak,konuşmak istiyorsan bunu hayatına adapte etmen şart dostum. Bu biraz ne kadar ekmek o kadar köfte durumu aslında. Ben çok iyi ingilizce konuşmak istiyorum deyip evde YETENEKSİZSİNİZ TÜRKİYE izlersen ya da BU TARZ BENİM gibi programlar izlersen bu iş olmaz canım kardeşim. Bırak İngilizce'yi var olan Türkçe'nden de olursun! Madem Derren Brown gibi konuşmak ve ingilizce retorik yapmak istiyorsun o zaman O SES TÜRKİYE yerine THE VOİCE UK izleyeceksin. Posta gazetesi okuyacağına  İngilizce gazetelerin başlıklarını anlamak ve olaylara kafa yormak için kendini biraz zorlayacaksın.Ve zamanla hayatın geçip gittiğini ve ingilizcenin sadece dünyayı,insanları ve kendini tanımak için bir araç olduğunu anlayınca Shakespeare olmaktan vazgeçeceksin! Çünkü Lynyrd Skynyrd'ın "SİMPLE MAN" şarkısında dediği gibi 
                      And be a simple kind of man. Be something you love and understand...

İlkokul öğrencilerine ingilizce özel ders,Ortaokul öğrencilerine ingilizce özel ders,TEOG İngilizce Özel ders, Lise ingilizce özel ders,Toefl IBT özel ders ,Toefl ITB özel ders, IELTS akademik özel ders, IELTS genel özel ders, YDS özel ders, İngilizce özel ders, ingilizce çeviri,ingilizce online özel ders,ingilizce eğitim danışmanlığı
www.ankarakafasi.com

3 Kasım 2014 Pazartesi

TEOG İÇİN ÖNEMLİ TEMEL BİLGİLER-TEOG OrtakSınavlar E klavuz 2014-2015 Yayınlandı



26 Kasım'da 2014'ün ilk Teog sınavı yapılacak.Bilmeniz gereken önemli bilgileri sizlerle paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyorum. 
Sınavın ne zaman saat kaçta olacağını
Teog'da yanlış cevap doğruyu etkiler mi?
Derslerin katsayılarını yani hangisi daha fazla puan getirir onları
burada genel olarak tekrar etmiş olalım. 
Programınızı ve Çalışma planınızı buna göre yaparsanız çok daha verimli olacaktır.

Ankara Kafasından TEOG ÖZEL DERS alırsanız 2 haftalık programla bütün konuları bitiriyoruz. Özel derslerimiz yalnızca Ankara içi olup farklı şehirlere rehberlik ve danışmanlık yapıyoruz.










24 Ekim 2014 Cuma

TEOG 2014-2015 SINAV TARİHLERİ VE SINAV KAPSAMI







Burada da TEOG'da hangi konular çıkacak onlar yazıyor. Birinci sınava kadar olan yerler ile ikinci sınava kadar olan yerler ayrılmış vaziyette. Okul öğretmenleri kazanımlara göre sorular hazırlarlarsa öğrencileri TEOG konusunda daha başarılı kılabilirler. Her ne kadar MEB kendi kazanımlarına uygun soruyu her zaman hazırlamadığı olabiliyor. İşin Türkçesi MEB'in sağı sollu belli olmuyor! Bu açıdan hazırlanırken konuya ait farklı sorular çözerek ve bunların sınırlarını kaynak kitaplardan takip ederek yapabilirsiniz.

ÖRNEK OLMASI İÇİN ÜŞENGEÇ ÖĞRENCİLERİME ŞÖYLE BİR TABLO YAPTIM.



Dediğim gibi üsteki linklerden konu dağılımı hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.



ÖNEMLİ NOKTA İSE İŞTE TAM BURASI:

TEOG 2014-2015 de yani 26 Kasım 2014 TEOG-1 de mesela MATEMATİK konularından kaçar soru gelecek diye sorarsanız:

GEÇEN SENE

ÖRÜNTÜ VE SÜSLEMELER (FRAKTALLAR): 2 SORU 
DÖNÜŞÜM GEOMETRİSİ (YANSIMA, ÖTELEME, DÖNME): 2 SORU
 HİSTOGRAM: SORU ÇIKMADI
 ÜSLÜ SAYILAR: 8 SORU
 KÖKLÜ SAYILAR: 8 SORU

ÇIKTI.

BU SENE ÖRÜNTÜ VE SÜSLEMELERDEN: 4 Soru
DÖNÜŞÜM GEOMETRİSİNDEN: 4 Soru
TABLO VE GRAFİKLERDEN:2-3 Soru
ÜSLÜ SAYILARDAN İSE: 9-10 Soru 

Çıkacak gibi görünüyor. Çalışmalarınızı bu yönde gözden geçirmenizde fayda var.

23 Ekim 2014 Perşembe

E-BOLA NE OLA?

Sadece E-bola için değil bir çok hastalık türü için doğru düzgün bir açıklama,önleme metodu ya da bir çalışma yapılmamakta olduğu gibi akıl kayması yaşayacağımız beyanatlarda cabası olabiliyor. Sanırım daha çok ebola daha çok fırın ekmek yememiz gerekiyor. Oysa basit bir bilgilendirme, bir kamu spotu bu kadar zor olmasa gerek. ANKARA KAFASI bu konuya dikkat çekmek için basit bir logo hazırladı.Buyrun afiyet olsun...

19 Ekim 2014 Pazar

Engelli Anne Baba ve Kardeşleri ile Çalışma Modülü Eğitimi NEDİR NE DEĞİLDİR


Türk Psikologlar Derneğinin yürüttüğü IDP/234 eşit Erişim İçin Psikoloji Projesi kapsamında 18-19 Ekim 2014 tarihinde Ankara’ da yapılan "Engelli Anne Baba ve Kardeşleri ile Çalışma Modülü Eğitimi" hızlı başladı hızlı bitti. 

Eğitime katılmadan önce www.scie.org.uk de benzer temalı "working together to support disabled parents" a bakmıştım. Sanırım o biraz daha geniş ve detaylı geldi.

Katılımcısı olduğum eğitimin genel amacını şöyle özetleyebiliriz: " Engelli bireyin yaşam kalitesini arttırırken ailesininde nefes almasını sağlayabilmek". Engelli bireyin kardeşi ya da kardeşlerini görmezden gelmemek sanırım çoğu katılımcı için altı özellikle çizilen nokta oldu. Fazla detaya inmeyen (ki eğitim alanında inilmesini bekliyordum) ama barındırdığı önemli fikirlerle göz ardı edilmemesi ve desteklenmesi gereken bu çalışmada emeği geçen herkese içten bir "EYVALLAH" yolluyorum.


Eğitimden notlar

  1. 18 ekim 2014 cumartesi günü eğitimi veren hoca Prof. Dr. Psk. Ferhunde Öktem idi. Kendisini tanımış oldum. Verdiği öğütler ve pamuk saçları ile Helen mirren + Gandalf karışımı bir haleti ruhiye oluşturdu denebilir benim için. Biraz Gelişim Psikolojisi tanıtım dersi gibi başlayan ve zaman zaman öğrenme psikolojisine dönen ama terimsel konuşmayan bir anlatım ile olayı özetledi. "Bir şeyler yapın durmayın" dedi kısaca."ZEVKLE KOŞAN YORULMAZ" dermiş ona da annesi. Aziz Kürkçü'nün hayatından ve E. Kübler Ross'un kitabından alıntılar sundu. Diğer ismini unuttuğum araştırma görevlisi hocamızda (ismini unuttum puff) şirin bir sunum yaptı. Biraz heyecanlıydı ama gözümden kaçmadı:)                                                                                                                                                                                                                             
  2. 19 ekim 2014 pazar günü Eğitmen Musa Çopur tüm bunların üzerine kısaca diyagramlarla proje nasıl yapılır anlattı. Amaç-Hedef-Faaliyet ve Paydaş-Sorun-Hedef-Strateji diyerek rüzgar gibi esti geçti. Aslında herkes proje yönetimi konusunda daha fazla bilgi ve detay bekliyordu bence:) Özellikle " Hak Temelli Yaklaşım"ın altını çizdi. Her iki gün içinde tempo biraz bana düşük geldi. Belkide 1 yıldır süren proje insanlarda artık yorgunluk yaratmış olabilir. Ama tanıştığım ve fikirlerini dinlediğim her kişi benim kendimi tanıma serüvenimde şüphesiz ki fayda sağlayacaktır. Bu yüzden hepsine sonsuz teşekkürler.

18 Ekim 2014 Cumartesi

TÜRKİYE DİJİTAL YAYINDA SINIFTA KALDI: PECYA NEDEN KAPANDI?

Bir siteye bir kere girip geri döndüğünüzde kapanmış olması ile karşılaşmanız size anlık bir boşluğa adım atma hissi veriyor. Her türlü kapatmalara alıştığımız günlerde PECYA gibi "eli kalem tutanlar"ın çok işine yarayacak bir arşivin kayıp gitmesi aslında bize bazı dersler vermeli. Bu açıdan önce önce PECYA'dan kısaca bahsedeyim.Sonra kapanma nedenini 3 madde de özetlemeye çalışayım.
PECYA bir dijital doküman tasnif sitesi olarak karşımıza çıkmıştı. Özellikle yüksek lisans,doktara ya da kısaca araştırma yapacak bir çok kişiye fayda sağlayacağı şüphesiz bir kaynaktı.
AMA KAPANDI. NEDEN Mİ?




Kapanma sebeplerini kendileri yazmışlar ama bence temel 3 sebebi var.

1- Ülkede akademik çalışmayı takan pek yok. Ortalık intihal yayın cenneti. Ki buna rağmen bazı üniversiteler yeni yeni " IThenticate intihal programı " kullanıyoruz biz abiciğim diyor. Tezi çalan intihalini hazırlar!

2- Sadece internet sayfası üzerinden okuma yaptırması ve download imkanı vermemesi en büyük dezavantajlarından biriydi. Hele ki sitenin ismine hiç alışamadım o ayrı bir konu. En azından buna taktiksel bir çözüm getirebilirlerdi.Ama millet normal kitap okumuyor e-kitap,e-dergi,e-makale'yi kim neylesin!!!

3- Bu Türkiye'de okumaya,araştırmaya ve kütüphane alışkanlığına dair bir çok şeyin altını çiziyor. Kısacası Türkiye'de Online Akademik bir Kütüphane yerine ONLİNE DÖNERCİ açın daha çok kazanırsınız. İŞİN ÖZÜ BU... 


1 Ekim 2014 Çarşamba

ANKARA KAFASI SLOVENYA'DA


12 günlük Slovenya serüveni sonunda Avrupa eğitim sistemi hakkında yazacak sanırım çok şeyim olacak. O yüzden şimdiden herkesin bayramını kutlu olsun. Görüşmek üzere.

6 Ağustos 2014 Çarşamba

Yaratıcı Drama , Montessori Eğitimi ve Eğitimde Alternatif Yönelimler



Öğrencilere sunulan formal eğitimin artık zamanın ruhunu yakalayamadığı net bir şekilde görülünce eğitim "yaparak-yaşayarak öğrenmeyi" destekleyici informal yollar arayışına çoktan girmişti. Yeni yeni ülkemizde popüler olan ama bunu sadece görüntü olarak kullanan eğitim kurumları aslında ne kadar büyük bir nimeti gözardı ettiklerinin henüz farkında değiller. Bu açıdan gerek yaratıcı drama gerek Montessori eğitimi gerektiği  kadar incelikli incelenmediği gibi pek çok pedogojik boyut gözardı edilmektedir. Çocuklara ve velilere sunulan bu "SHOWBİZ" aslında ne kadar fayda sağlıyor?


  • Oysa Matematik,İngilizce,Tarih ya da diğer dersler drama ile daha zevkli ve işlevsel hale getirilemez mi?
  • Şan,Dans ve Ritm gelişimi derslerde daha etkin kullanılamaz mı? 
  • Öğrencilerin kendi öğrenmelerinden sorumlu "kendin tasarla- kendin öğren" yöntemi onları özyeterlilik ve özgüven bakımından daha etkin kılamaz mı?
  • Bunlar hem sınav sistemi ile hem de hayatın kendisi ile ilişkilendirilemez mi?

gibi bir çok soruyu kendime sordum ve araştırdım.BUNLAR FAZLASIYLA YAPILABİLİR.Amerikan,Alman,İngiliz,İsveç,Finlandiya ve hatta Baltık ülkelerinin eğitim sistemlerinin yanında Uzak doğu eğitim sistemlerinden örneklerle  ve pratik uygulamalarla bunların nasıl yapılabileceğini Ekim Sonu Kasım Başı buradan sizlerle paylaşacağım E-kitaptan edinebilirsiniz.







25 Nisan 2014 Cuma

ALES TAKTİKLERİ-ALES DENEMESİ VE ÇÖZÜMLERİ-ALES PÜF NOKTALARI




Aşağıda 2014 tipi Ales benzeri deneme sınavı paylaşımı yapıyorum. Vakit darlığından dolayı şimdilik sadece SAY1 pratik çözümlerini çözüp yüksek çözünürlükte fotoğraflarını da ekledim.İşinize muhakkak yarayacaktır. Genel olarak Say1 30 dk sürecek sorulardan oluşmakta.Buradan elde ettiğiniz 10 dk'yı Say2 ye eklerseniz orada rahatlıkla biter. Sözel 1 ise okuma-anlama hızınızla orantılı klasik sorular.
ALES dersi verdiğim öğrencilerim genelde Say1'den 35-40 arası net , Say2'den 30-35 arası net, sözel1'den ise 35-40 arası net yapmaktalar. En az yapan 30-30-30 yapabiliyor. Umarım sizinde performansınız bu düzeyde çıkar ve buraya yazdıklarım sınavda size fayda sağlar.
not: say1 çözümlerini basit ve yeni başlayanlar düzeyinde anlattım. İlerde daha pratik çözüm yolları ve size hız kazandıracak taktikler hakkında da paylaşımlarda bulunacağım. Şimdiden Başarılar...






Yüksek Çözünürlükte Çözümler Ankara Kafası El emeğidir:)

zaman bulursam diğerlerinin de çözümlerini ekleyeceğim...

14 Nisan 2014 Pazartesi

ASLINDA MATEMATİK ÇOK KEK!


Bütün istatistikler aynı şeyi gösteriyor. Matematik öğrenciler için başa bela! Peki gerek TEOG gerek YGS de öğrencilerin zorlandığı bu ders gerçekten zor mu? Matematiğe olan bu aşırı yüklenmenin altında ne yatıyor?

- Öğrenciler ilkokul birinci kademede (1den 5e kadar olan sınıflar ) ve özellikle ikinci kademede (6dan 8inci sınıfa kadar) seçmeli derslerden genelde matematiği seçiyor. Peki işe yarıyor mu?

Veriler yaramadığını gösteriyor.

-Özel derslerde,dershanelerde, etüt merkezlerinde ve internette ki online video derslerde en çok izlenen ve takip edilen yine matematik olmasına karşı niye hep aynı yerde aynı hataları yapıyoruz? Tıpkı yıllardır ingilizce öğretilemeyen öğrenciler gibi matematikte bir türlü öğrencilere kavratılamıyor.

Acaba yöntemde ve matematiği açıklarken yanlış öğretim teknikleri kullanıyor olamaz mıyız?

Bunun cevabını eğitimciler ve öğretmenler aramalı!

Bu sorularla ben uzun zamandır haşır neşirim ve ilerde inşallah yöntem ve tekniklerimi sizlerle daha detaylı şekilde paylaşacağım. Bunu hem veliler hem öğrenciler hem de öğretmenler/eğitimciler rahatlıkla kullanabilecek. Ama önce bu konularda biraz bilgi ve deneyim sahibi olmak gerekiyor. Bu açıdan size öncelikle iki tane kitap önereceğim. 

Bunlar : 1-Herkes İçin Matematik - John Allen Paulos
             2-çocuğuma matematiği nasıl anlatırım - Gordon w green

not: Piyasadan bulamazsanız kütüphanelerden ve sahaflardan edinebilirsiniz.




28 Mart 2014 Cuma

JİMİ'DEN TAPE YERİNE KİTAP:EĞİTİMDE BİYOGRAFİLERDEN FAYDALANMAK


"Öğretmen, 'Kendini nasıl hissediyorsun?' diye sorardı ve ben, 'Bu Marsta insanların kendilerini nasıl hissettiğine bağlı,' gibi uçuk bir karşılık verirdim. Ona başka ne diyeceğimi bilemezdim." Bu cevabı ceza aldırmıştı çocuk Jimi'ye. 25 yaşına geldiğinde ise artık kendisi değil onun müziğini dinleyenler Jimi Hendrix'in başka bir gezegenden olduğunu düşünüyordu. "Sesler duyuyorum ve onları ben bir araya getirmezsem kimse getirmeyecek" diyordu Hendrix. Müziği ve gitarıyla yaptıkları öylesine özgün ve çarpıcıydı ki hayallerinin peşinde sırtında gitarı yola çıkan "otoban çocuğu", sadece dört yıl içinde zamanının -ve sonrasında tüm zamanların- en büyük müzik ikonlarından birine dönüştü. (Jimi Hendrix-Sıfırdan başlamak)

Yukarıda yazılanların hepsi bizzat Jimi Hendrix'e ait. Bir öğrenci olarak Jimi'yi okumak benim gibi bir müziksever öğretmen için gerçekten güzel sürpriz. Burada Jimi'nin ne işi var diyenler olabilir.Çünkü TEOG-YGS-LYS-DGS-KPSS-ALES-YDS gibi ucu bucağı olmayan kısır bir eğitim sisteminin kırılması hiç şüphesiz öğrencilerin,velilerin ve yöneticilerin başkalarının hayatlarını iyi okumaları gerekiyor. Başarıları-başarısızlıklar ve en çok da tecrübeleri. Bu açıdan herkese BİYOGRAFİ VE OTOBİYOGRAFİ okumayı şiddetle tavsiye ediyorum. Bu kitapta bunlardan biri olabilir. Eğitime bir de bir müzisyen penceresinden bakmak gerek diye düşünüyorum. Allah kısmet ederse yazın öğrenciler ve veliler için okuma günleri ve listeleri yazmayı düşünüyorum. Bu tarz bir girişim ne yazık ki eğitim çevrelerinde pek yok. Bu da eğitimcilerin eksikliği şüphesiz!


27 Mart 2014 Perşembe

PSİKOLOJİK BİR SAVAŞ OLARAK:SINAVLAR



"High school student Xiao Zhen leaps to his death from a a window in the middle of class. It is believed this happened due to pressure of preparing for college entrance exams."
The the Chinese Center for Disease Control and Prevention estimates that 287,000 Chinese citizens commit suicide each year, and the very high suicide rate among Chinese youth has been blamed, in the past, on the intense academic pressures.
The video of the incredibly sad event occurred while the student was preparing for his college entrance exams.
Obviously these academic pressures need to change, and they need to change right now.

Çin'de gerçekleşen bir olay.2014 mart ayında.Yanı yakın tarih. Lise öğrencisi Xiao Zhen derste iken birden kalkıp camdan aşağıya atlıyor. Üniversite giriş sınavların yapmış olduğu baskı ve akademik stresin nedeni ile böyle yaptığı düşünülüyor. Çin'de her yıl yaklaşık 287000 bin kişi intihar ediyor. Ve bunun büyük bir sebebi de akademik baskı olarak gösteriliyor. 

Türkiye'de de bu tip olaylar yaşandı ve ilerde ne yazık ki artacak gibi görünüyor. Bu yüzden gerek ailelerin gerek ilgili kurumların acilen önlemler alması gerekiyor. Zaten fazlasıyla çalkantılı bir dönemden geçen ülkemiz gençlerde oluşturduğu tahribatın henüz farkında değil. Şu an zaten gençler kimsenin umurunda değil gibi görünüyor. Herkes kendi derdinde!

26 Mart 2014 Çarşamba

OECD Eğitim Direktör Yardımcısı Andreas Schleicher bakın NE DİYOR!!!


OECD ülkeleri:(üstteki liste 2014 verilerine göredir)
Halen 34 tam üye (2010'da Estonya'nın katılımı ile) olan ülke vardır, bu ülkeler arasında 30 tanesi (* ile gösterilmiştir) Dünya Bankası tarafından 2005'te yüksek gelirli ülkeler arasında gösterilmiştir.


Günümüzde güvenilir verilere sahip olduğumuz ülkeler, sadece okul sonuçlarına değil, neler başardıklarına bakıyor. Bu değerlendirmede, öğrencilere öğretilenleri anlayıp anlamadıklarına değil, öğrendiklerinden yeni bir şey ortaya koyup koyamadıklarına bakılıyor. Türkiye için bu hayli zorlayıcı bir konu. Türk öğrenciler öğretilenleri öğreniyor. Türkiye’deki çocuklara, okul testleri yaparsak diğer ülkelerdekilerden daha iyi sonuç alacaklardır. Ama PISA’da öğrendiklerini kullanıp kullanamadıklarına bakılıyor. Maalesef, öğrencilerin ne bildiğini değil, ne tür becerileri olduğuna bakılıyor. Bir başka kategori de işbirliği yapmak, insanların birlikte yaptıkları beceriler konusu. Ama Türkiye yeni yeni eğitim sistemini geliştirmek için yatırımlar ve reformlar yapmaya başladı. Aslında Türkiye’nin şu anda yaptıklarını Şanghay, Çin ve Singapur 20-30 yıl önce yaptı. Son 10 yılda Türkiye’de bir iyileşme olmuş, bu iyileşme daha çok Doğu bölgelerinde. Çünkü Türkiye, iyi öğrencilerini harika yapmaya çalışmamış ama daha kötü, dezavantajlıları iyileştirmiş.


Şimdiye kadarki bölüm, sadece temelden kabul edilebilir seviyeye kadar olan iyileşmeydi. Kabul edilebilir seviyeden iyiye çıkmak zor olan kısım. Normal mali kaynaklarla daha fazla okul yapılabilir. Öğrenci sayısı arttırılabilir. Ama eğer öğrenme çıktılarının niteliği iyileştirilmek isteniyorsa öğretmenlere yatırım yapmak gerekiyor. Hiçbir öğretmen nitelikli olmadan eğitim sistemi nitelikli olamaz. Temel olarak belli bir eğitim vermek isterseniz öğretmenlerinize dersiniz ki, “şu yapılacak, bu yapılacak.” Ama daha üst seviyede bir eğitim vermek istiyorsanız o zaman öğretmenlerin temel olarak mesleki kapasitesini, yetkinliklerini, yeterliklerini ve özerkliğini arttırmak gerekir ki, kendi öğretme ortamlarını kendileri belirleyebilsin ve şekillendirebilsinler. O yüzden bundan sonra yaşanacak zorluklar daha farklı olacak. Okulun özerkliği ile de PISA sonuçları arasında bir ilişki var. Türkiye’nin bu alanda gerçekten çok yolu var. Özel okullar da dahil, Türkiye’de okulların özgürlüğü yok. Kendi eğitim sistemlerini ve ortamlarını etkileyemeyeceklerine dair bir algı var. Sadece okul müdürüne her kararı alması hakkı veriliyorsa ya da böyle anlaşılıyorsa okul özerk sayılmaz. Ama öğretmenler karar aşamasında sistemin bir parçası ise o zaman okulun özerkliğinin başarısındaki en önemli özelliği olduğunu görüyorsunuz. Yüksek performanslı sistemler iyi öğretmenler yetiştirmekte çok başarılılar. Öğretmenlik çok cazip bir meslek olarak kalıyor. Kendi kariyerlerinde yükselme imkanı sunuyorlar.

Bir MEB beceriksizliği olarak TEOG ve Eğitimde İdeoloji Gölgesi




Meb'in ne kadar beceriksiz olduğunun vesikası olan TEOG sınavı ilk açıklandığında sadece matematikten bir soru iptal olarak değerlendirilmişti.Sonradan (çaktırmadan) farklı alanlardan yanlış soruların olduğunu e-Okul Veli Bilgilendirme Sistemi'nde not olarak düşülmüş. 

Meb özel okul-yurt ve dershane basmak!!! ve kendince denetlemek yerine önce kendi beceriksizliğini düzeltmeli diye düşünüyorum. PİSA raporları ortada. Daha önce bundan bahsetmiştim. Fatih projesi daha piyasada yokken takip eden ve bu konuda araştırmalar yapan biri olarak DEVLET eliyle eğitimin gün geçtikçe kötüleştiğini ve bunun sorumlusunun yine devlet mekanizması olduğunu düşünüyorum.
ankarakafasi.blogspot.com
Belki çok özel bir tespit değil ama hangi üst düzey Meb çalışanı ve siyasinin çocuğu devlet okulunda eğitim görüyor bunu bir araştırınca olayı anlıyorsunuz. Yoksa Sümerlerden bu güne tablet dağıtılıyor zaten.Önemli olan eğitim dağıtabilmek!
www.ankarakafasi.com
Bu açıdan son günlerde ki eğitime bulaşan ideoloji ve siyasi manevrayı tedirginlikle izliyorum. Bu konuda aileler,öğrenciler ve gerekli merciler takipçi olmalı. Kimsenin eğitime siyaset karıştırmaya hakkı yok. Bu kim olursa olsun!

24 Mart 2014 Pazartesi

ANKARA KAFASI YGS 2014 ANALİZİ


Geçen sene ki (ygs 2013) sorularına bakılarak belli yerlerinde orantılı belli yerlerinde orantısızlıklar barındıran bir sınav olarak tarihe geçen ygs 2014 artık geride kaldı. LYS 2014 için herkes eşit oranda umutlu olsun diyebilirim. Çünkü gerek burada gerek özel ders öğrencilerime bahsettiğim gibi sorular “ALESLEŞMEYE” devam ediyor. Bunu gerek Türkçe gerek Matematikte çok net görüyoruz. Okuma-anlama sorularının yoğunluğu ve aralara serpilen analiz-sentez basamağı soruları genel olarak öğrencilerde yorgunluk oluşturmuşa benziyor. Bunca şeye rağmen ÖSYM’nin soruların sadece %20 sini açıklıyor olması ise bence büyük bir hezeyandan başka bir şey değildir. Soru yazamayan bir sisteme bu devlet neden tonlarca para aktarıyor diye düşünmekteyim. Çünkü soruları hazırlayan zümre koltuklarından olmamak için elinden geleni yapıyor. Olan yine eğitim zaiyatı olan öğrencilere oluyor. Bunca önsöz bilgisinden ve sosyal mesajdan sonra soru alanlarını yorumlayalım:

TÜRKÇE: Dil bilgisi açısından klasik ama paragraf soruları açısından şaibeli ve çoğu öğrenciyi bunaltan soruları burada görüyoruz. Yukarıda bahsettiğim ALESLEŞME özellikle Türkçe paragraf sorularında mevcut. Şıklar arasında muallâkta kalan öğrencilerde azımsanmayacak kadar fazla.
Buradan çıkarılan ders Türkçe testi ile başlamak sakıncalı olabilir. Yani sınava iyi bir strateji ile çalışmak şart!

Matematik: Önceki seneler düzeyinde olmasına rağmen bol işlemli ve işlem kalabalığından soruyu zormuş gibi kılan sorular mevcuttu. Başarılı öğrencilerimden bazılar formül soruları olduğunun da altı çizilmeli diyor. Bunun dışında soru kalitesinde gözle görünür bir düşüş var. Laf olsun diye sorulmuş, soru yazma kriterlerini sevimsiz hale getiren sorular artmış. Bu da sanki sorular şahsına münhasır gibi gözüksün diye yapılan bir manevra. Sorular zaman alıcı ve yetiştirmenin genel olarak zor olduğu bir sınavdı.

Geometri:  Orta halli geometri soruları ve yine çok kaliteli olmayan , neyi ölçtüğü belli olmayan “sordum soruyu aldın boruyu” tarzı sorular vardı.

Tarih: Sorular beklenen düzeyde olmasına karşın birkaç tane eleyici ezber soru vardı denebilir. Genel olarak herkes de beklediğini aldı sorulardan. Yine araya sırf orjinallik olsun diye “Fransızların bıraktığı silahlar hangi savaşlarda kullanıldı ? “ sorusu ise şüphesiz kolay ama sınav anında kişiyi şaşırtan bir soru diyebiliriz.
Coğrafya: Ezber, LYS tarzı sorular. Başka diyecek bir şey yok.
Felsefe: Konuya hakim olan öğrencinin yapabileceği sorulardı. Bazı sorular körfezin testlerine epey benzerdi.
Din: orta karar sorular denebilir.
Fizik: Orta karar Kimya: Orta karar ve Biyoloji : Kolaydı diye sayısal öğrencilerimin genel kanısı Fen soruları için kısaca bu denebilir.

YGS emin olun gireceğiniz bölüm için sizi 1/3 oranında etkileyecek gerisi ise LYS de belli olacak.
Bu yüzden LYS için daha etkili ve stratejik çalışın. Asıl olay burada bitiyor. Üzülmeyin desem de üzülecek arkadaşlarım vardır.Üzülecekseniz bari bunu LYS için hırsa ve stratejiye dönüştürün. 

Selamlar,sevgiler...

9 Mart 2014 Pazar

DİKKAT: ALES 2014 HAKKINDA DEĞİŞİKLİKLER!




Herkes kafasına göre bir şeyler yapıyor bu ülkede. Kimse kimseye bir şey sormadığı gibi insanların gelecekleri ile ilgili konularda son anda yapılan kasıtlı değişiklikler insanı canından bezdiriyor.
Özellikle ÖSYM bunu hep yapıyor.KPSS,YDS,ALES ve diğer örnekleri gibi... 

Bu açıdan sınav öncesi ALES 2014 hakkında bilinmesi gerekenleri kısaca buraya özetliyorum.



ALES 2014 İlkbahar Döneminden itibaren sınav süresi 150 dk /2.5 saat olarak uygulanacaktır. Değişiklik yapılmadan önce 180 dk/3 saat olarak uygulanıyordu.
 Ayrıca önceden alan başına 50 olan soru sayısı 40′a indirilmiş böylece adayların toplam çözeceği soru sayısı 120 olmuştur. 

Sözel Mezunuyum Hangi Alanları Çözeceğim?
Sözel1, Sözel2 ve Sayısal1 alanlarını çözeceksiniz toplamda 120 soru. 

 Sayısal Mezunuyum Hangi Alanları Çözeceğim?
Sayısal1, Sayısal2 ve Sözel1 alanlarını çözeceksiniz toplamda 120 soru. 

Eşit Ağırlık Mezunuyum Hangi Alanları Çözeceğim?
Sayısal1, Sayısal2 ve Sözel1 alanlarını çözeceksiniz toplamda 120 soru. 




19 Şubat 2014 Çarşamba

KİTAPSIZ MEB ve EĞİTİMDE SANSÜR ya da EDEBİYAT İSTİSMARI


MEB'in varlığının eğitim için külfetten ve acziyetten başka bir anlam taşımadığını her geçen gün biraz daha açık şekilde görüyoruz. Bunun en yakın örneği TEOG sınavını bile eline yüzüne  bulaştırması sayılabilir. Keza hatasız kul olmaz diyelim ama bu seferde piyasa da TEOG içeriğine uygun bir kitap bile yok. Özel sektör ise SBS kitaplarını evirip,çevirip öğrencilere yine yutturuyor. Yani değişiklikler yine öğrenciyi vuruyor. Genel anlamda büyük bir değişim sağlamıyor. Bu işin KİTAP boyutu ya da KİTAPSIZLIK boyutu sadece.

İŞİN SANSÜR BOYUTU İSE NERESİNDEN BAKARSANIZ BAKIN TRAJİKOMİK


Reşat Nuri Gültekin'in "Anadolu Notları I-II" eserindeki "Otel" başlıklı gezi yazısındaki bir paragrafa sansür uygulanmış. "Otel" başlıklı gezi yazısında Reşat Nuri Gültekin'in, kaldığı otelde kendisine yakmak için odun getiren "garson" üzerinden yaptığı genel değerlendirmesi "Milli kültürü zedeleyici nitelikte" bulunmuş. Ve kitaba 3.3 puan verilmiş.

Ki Anadolu Notları dönem itibariyle ve hatta şimdi çok önemli bir eserdir.

Anadolu Notları 1-2 eserinin 1966-68 basımının ilgili kısmını sağ olsun BİR FİNCAN KEYİF blogunun sahibi Melda hanım benimle paylaştı.Ona tekrar teşekkür ederim. Hem bu eser hem de Ece Ayhan hakkında tekrar bir yazı yazmak benimde boynumun borcu oldu.



Bir diğer sansür ise ECE AYHAN ve kitabı YORT SAVUL'a! 
Meçhul Öğrenci Anıtı ve Açık Atlas şiirleri)

 "İçeriğin Anayasa ve kanunlara uygunluğu" açısından inceleyen "uzmanlar", kitabın ikinci ünitesinin sekizinci kısmında "İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir (1960-1980)" başlığı altında yer verilen konudaki "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirini "Devletin manevi kişiliğini zedeleyecek ifadeler barındırmaktadır" denilerek çıkarılması önerilmiş. Talim ve Terbiye Kurulu da "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirinin kitaptan çıkarılması gerektiğine ilişkin inceleme raporunu gündemine alarak kurul tarafından "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirinin kitaptan çıkarılması görüşünü benimsedi ve kitaba 5.7 puan vererek "uygun bulunmaması" kararı vermiş.

İşin trajik tarafı ise bu engellemelerin son derece keyfi ve ideolojik olmasının yanı sıra kararların nedenlerinin gerçekçi olmaması. Her edebi eser içinde ironi,metafor ve benzetme içerir ki bu eserin doğasından kaynaklanır. Olaya böyle bakarsak bir çok eserin sansürlenmesi gerekir. Bu da ne kadar demokratik bir eğitim anlayışıdır takdir sizin!


15 Şubat 2014 Cumartesi

PISA 2012 ve TÜRKİYE EĞİTİMİ DÜNYADA NEREDE



Türkiye PISA sonuçları hakkında TÜSİAD notları:

1-Ekonomik ve siyasi şoklar

2-Eğitim tuğla,çimento,okul sayısı demek değildir

3-Türkiye'de öğrenciler kendine güvenmiyor

4-Eğitimde iyi düzeydeki ülkeler öğretmen yetiştirmeye para harcıyor

5-Türkiye'de öğrenci başarısızlığını; "şansızdım,başaramadım" diye açıklıyor

6-İyi öğretmen yetiştirenler ülkeler eğitimde daha başarılı ülkeler

7-Okulların özgürlüğü yok

8-Türkiye'de puanlar artıyor ama Pisa sıralaması değişmiyor

9-Puanlara çok önem veriyoruz.



9 Şubat 2014 Pazar

MEDYA OKURYAZARLIĞININ "M"si olarak MEB


Daha üniversite yıllarında medya okuryazarlığı adlı verimsiz dersin tamamen değişmesi gerektiği ile ilgili bir makale yazmıştım. Hatta iyi de bir sunum yaptığımı hatırlıyorum. Değeri bilindi mi tabi ki bilinmedi! Çokta mühim değil. Zamanla her şeyin yerini bulacağı konusunda şüphem yok. Ama ortaokullarda medya okuryazarlığı dersinin yenilenmesi haberi zaten başlı başına geç kalmış bir haber olmakla birlikte içeriğinin ne olacağını 2014-2015 de göreceğimiz için şüphelerimizin de olmaması içten değil. Çünkü böyle derslerde gerçek şeyler çocuklara anlatılmaz. Zaten bu konuda donanımlı mevcut öğretmen potansiyeli Türkiye'de ne yazık ki yok. Bununla da ilgili şeyleri ve öğrencilik zamanlarında medya okuryazarlığı ile ilgili yazdığım yazıyı "TÜRKİYE'NİN EĞİTİM KAFASI" adlı e-kitap bir nevi e-kolajımdan okuyabilir,faydalanabilirsiniz.

Keşke derslerde siyaset ve medya ilişkisi gibi gerçek şeylerden bahsetseler. Ya da Ak partinin Promoqube isimli sosyal medya ajansı ile çalıştığı 6000 kişilik bir sosyal medya timine sahip olduğu konusunda (medyanın yalancısıyız) dersler işlense. Kaset skandalları ve sosyal medyada ki paylaşımları temel alan her şeyin yanında özel hayata müdahale olarak bir çok şey bu derste işlenebilir. Ama bu içerikler Meb'e konur mu? Tabi ki konmaz.

not:Şu günlerde tarafsız medyadan bahsetmek ne kadar doğru o da ayrı bir tartışma konusu haliyle!

GEÇTE OLSA DEDİĞİM OLDU: SAĞLIK MESLEK LİSESİ FACİASINA KÜÇÜKTE OLSA BİR ÖNLEM



Daha önce yazmış olduğum HORMONLU SAĞLIK MESLEK LİSELERİ-SAĞLIKSIZ EĞİTİME SUS PAYI adlı yazımın doğru olduğunu geçtiğimiz ay içinde  hep beraber gördük. Yazdığım tespitin doğruluğuna sevinmekten ziyade sağlık konusunda mağdur olan insanlara üzülüyorum. Bir çok platformda öğrencilerime ve ailelerine ifade etmeye çalıştığım bu eğitim faciasının önüne küçük bir set çekildi. Olayın özeti de şu :


Bu açıklama son derece yetersiz olmasına rağmen bu konuda daha genişletilmiş bir bilgilendirme umarım kamuoyuna sunulur. Yoksa hemşire ya da doktor yüzünden ölümler bir kader değil bir eğitim sorununun sonuçları olarak hanemize yazılacak gibi görünüyor. Yani olan yine millete olacak gibi görünüyor. Her zaman ki gibi!




4 Şubat 2014 Salı

Türkiye'nin Sanal Eğitim Algısı: Altın örümcek 2013 Eğitim ödülleri



Altın örümcek web ödüllerinin eğitim kategorisinin 2013 dereceleri yukarıda göründüğü gibi. İlk üçe girenlerden iki  tanesi banka birisi alkollü içecek firması. Halkın favorisi de çok manidar. Türkiye'de eğitim ne merkezli olduğunun, nasıl işlediğinin ve ne kadar önemsendiğinin küçük bir kanıtı. Söyleyecek çok da fazla bir şey yok. Hayırlı traşlar...

3 Şubat 2014 Pazartesi

İNSANIN ÇÖKÜŞÜ:YAŞADIĞIM İÇİN ÜZGÜNÜM


“Bu dünya iki şeyden yıkılacak bir binadan bir de zinadan...”
Gemide-1999
İNSANIN ÇÖKÜŞÜ

Bana ölü deyin. Sizde artık ölü deyin. Zaten ben bu gün üstüme çöken çürümüş bir iş hanının altında kalarak ölmedim. Devletin günahlarının gölgesi üstüme çöktü. Üstüme rant blokları devrildi.  Çoktan ölmüştüm zaten ama bugün devlet tarafından resmileştirildi bu durum. Adım Öcal Çetinkaya ve altmış sekiz yaşındaydım. İşsiz olarak geçilmiş son dakika haberlerinde adım. Oysa çorap satarak geçiniyordum. Yamalı hayatlara beş tanesi beş liraya çorap satıyordum. Bu ülkede sağlam adamlar zar zor iş bulurken benim gibi yaşlı ve engelli bir adama kim iş verirdi ki! Ben ve benim gibiler devletin görmek istemediği insanlardık her zaman. Devlet bize karşı hep kör hep nankör hep sağardır. Ben enkazın altında zaten hissetmediğim ayaklarım ile birlikte diğer uzuvlarımı da yavaş yavaş hissetmemeye başlarken üzerimde yürüyen arama kurtarma ekiplerinden bir adam köpeğine şunu diyordu: “ Çoktan ölmüş bir adamı arıyoruz.” Bu lafa alınmadım aksine doğru söylüyordu adam. Bir ölüyü diriden ayıran şey güzel hatıralardır. Benimse sahip olduğum güzel bir hatıram bile yok. Hukuk’a göre “Ölümle birlikte kişilik sona erermiş”. Biz kişiliğimizi ölümden önce yitirdik zaten. Şahsiyetsiz hale getirilişimizi bizzat sokağın kalbinden gördüm ben. Kangren olan ruhlara, yaşayan zombilere çorap sattım yıllarca nede olsa. Bunu görmek için sokağa çıkıp bakmanız yeterli. Halk pazarlarına gidin. Belediye halk ekmek kuyruklarına bir bakın. O çöpçü diye görmezden geldiğiniz geri dönüşüm işçileriyle konuşun. Amele pazarlarına bakın, sosyal yardımların seçim önceleri uğradığı ama adaletin hiç uğramadığı mahallelerde dolaşın bir kere yeter. Benim ölümüm bir kentsel dönüşüm kazasından çok bir kentsel bölüşüm kavgasıdır. Ki bu kavga ekmek kavgası gibi onurlu bir kavga değildir. Müteahhitlerin ucuza çalıştırmak için yarıştığı Suriyeli, Filistinli, Somalili gençlerin şükür dansıdır. Yüzü hiç gülmeyen garbin ekmekle imtihanıdır. Bunca şeyi gördükten sonra önce ruh soluyor sonra kalp ölüyor zaten. O açıdan bedenin ölmesi gariban için teferruattan başka bir şey değildir. İşin trajikomik tarafı oturduğum sokağın adı çiçek sokağı ama ben üzerime çöken bir binadan dolayı ölüyorum. Kimileri tekerlikli sandalyem ile binanın yanından geçerken binanın üzerime çöktüğünü söylüyor kimisi ise yaşadığım barakanın tuvaleti olmadığı için zaruri ihtiyaçlarımı gidermek için binaya girdiğimde binanın çöktüğünü söylüyor. Lan ne fark eder ki artık! Her halükarda bok yoluna gittik işte. Ama asıl önemli olan şeyi insanlar yine görmezden geliyor. Önemli olan ölümün kendisinden çok öncesi ve sonrası değil mi? Öncesi hakkında az çok bilgi edindiniz ama sonrası Allah kerim! En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz? Bir insanın varlığı ve yokluğu arasında hiçbir fark yokmuş gibi hissetmesi kadar korkunç bir şey yok. Varlığıma kim sevindi ki yokluğuma kim üzülecek diyorum bazen. Dünden kalma demlikte ki çay mı üzülecek bana yoksa halk ekmekten aldığım bayat ekmek mi? Yoksa öldükte kurtulduk mu harbiden! Ne diyeceğimi artık bende bilmiyorum. Aslında benim tüm hayatımı beni ambulansa bindiren ekipte ki kız özetledi: “Yazık gariban adamın ayağında çorap bile yokmuş.” İşte benim hikâyem bu kadar. Bir varmış bir yokmuş…

not: 3.2.2014 tarihinde Ankara'nın Altındağ ilçesinde Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında boşaltılan 5 katlı binanın yıkımı sırasında göçük altında kalan Öcal Çetinkaya'ya ithafen yazılmıştır.

1 Şubat 2014 Cumartesi

Gelişim Psikolojisi Çalışanlara Süper Hediye: Is the Man Who Is Tall Happy? diyen Michel Gondry'nin Başrol oyuncusu bu kez Noam Chomsky



Michel Gondry belki öğrencilerimize/çocuklarımıza hatta kendimize örnek verebileceğimiz kafası farklı çalışan ve ana akımdan ayrılma eğilimleri olan bir sinemacı/yönetmen. Müzisyen bir anne ve ressam bir babadan gelen olumlu kalıtımsal özelliklerin birleşimi gibi. Eğer bu ağa beyimizin filmlerini izlemediyseniz izleyin derim. Ama bu yazıma konu olan şey Michel Gondry'nin bir Noam Chomsky belgeseli/animasyonu yapmış olması. Michel soruyor Chomsky cevaplıyor. Bize de izlemek düşüyor. Bilimi bir çok açıdan ele alan ve bunu güzel bir şekilde ( sahalarda görmeye alışık olmadığımız bir güzellikle) bize sunan Gondry büyük bir alkışı hak ediyor. Duygusal komedi ya da bir aksiyon filmi çekmektense bu işe girişmek bile başlı başına takdir edilecek bir hareket olduğu gibi Gondry dünyada varolan entellektüel bilim insanlarının yok olmaya yüz tuttuğunun farkında olarak böyle bir işede girişmiş olabilir. Dil gelişiminden,epistemolojiye kadar bir çok şeyi bize sunacak bu animebelgeseli (Is the Man Who Is Tall Happy?) sabırsızlıkla beklerken keşke ülkemizden de böyle şeyler çıksa demeden kendimi alamıyorum. Çünkü eğitim adına neredeyse hiç bir üretim içinde olmamamız ( test kitabı basmak haricinde) insanı düşüncelere gark etmiyor değil!

Uzun adam mutlu mu bilmiyorum ama Türkiye eğitimde son derece mutsuz değil mi?





John Lennox-God of the Gaps


John Lennox Oxford üniversitesinde matematik profesörü. Burada paylaşmamın sebebi Richard dawkins ve Christopher hitchens ile yapmış olduğu zihin teolojik tartışmalardan ziyade bunu bilimsel ve zihin açıcı bir yolla dile getiriyor olması. Demek istediğim aslında şu: "İnsanlar neye inanırsa inansın(ya da inanmasın) inandığı şeyin ne olduğunu anlamlandırma çabasında gösterdiği hüner bilimselliğinin de göstergesidir" demek istiyorum.

Kısacası sevimli amcamız ya da dedemiz diye seveceğimiz John Lennox "God of the Gaps/Boşlukların Tanrısı" ile zihinlere bir parmak bal çalıyor.Son derece zihin açıcı konuşmalar yapıyor. En başta dediğim gibi olaya VARLIK/YOKLUK penceresinden bakmıyorum ben. Bir tür Atarlı Ergen çekişmesi olarak algılanmaması gereken son derece felsefi temelli ve bilimsel bu bakış açısı kendi içinde zeka parıltıları sunuyor. Benim gibi eğitmen ve öğretmenlere de böyle zeki insanlarla diğer insanları tanıştırmak düşüyor. Tabi henüz tanışmadıysanız!


22 Ocak 2014 Çarşamba

EĞİTİM POLİTİKASI OLMAYAN BİR ÜLKE OLARAK:TÜRKİYE


Resimde'ki sorunun cevabı "FEN EDEBİYAT  FAKÜLTESİNİ SEÇMELERİ" denilebilir. Asıl sorun şudur 


BİLİM ADAMI YETİŞTİRMESİ GEREKEN BÖLÜM NE YAZIK Kİ ÖĞRETMEN OLMAK İÇİN CAN ATACAK DURUMA GETİRİLMİŞTİR.

BU

VEREMİ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK DEĞİLDİR DE NEDİR?

Çünkü Ülkenin Başbakanı bile "ATANAMAYAN ÖĞRETMEN ÖĞRETMEN DEĞİLDİR" diyerek eğitim-öğretimi bence saçma bir sınava indirgemiştir. Daha bir kaç gün önce (sanırım 18.01.2014) seçim için sadaka dağıtırmışcasına ya da yeniçerisine cülus bahşişi verirmişçesine eliyle 10 yapıyor. 10 bin atama yine iyisiniz diyerek gülümsüyor.

İŞTE BU DA ÖLÜMÜ GÖSTERİP VEREME RAZI ETMEK DEĞİLDİR DE NEDİR?

OY ALABİLMEK İÇİN YAPILAN SİYASİ HAMLELERİN EĞİTİM STRATEJİSİ İLE NE İLİŞKİSİ OLABİLİR?



BU DÜPEDÜZ AYMAZLIKTIR. 

 Türkiye'de en sorunlu şeyin EĞİTİM olmasına karşın en fazla görmezden gelinen temel gereksinim yine eğitimdir. Bunun sebeplerine kısaca göz atalım:

1-Öğretmenlik alt-orta sosyo-ekonomik sınıfın mesleği olarak görülme algısı
2- Öğretmenlik yetisi olmayan bireylerin meslek edinme güdüsüyle eğitim fakültesini seçmeleri
3- İnsanların "HİÇ YOKTAN ÖĞRETMEN OLSA BARİ" algısı
4- Öğretmenlik eğitimi veren ÜNİVERSİTELERİN bunu becerememesi
5- Eğitim fakültelerinde ki akademik kadroların "BEŞİK ULEMALIĞI" ile elde edilmesi
6- Akademisyen yetiştirmenin bile trajediye döndüğü ülkede ( ÖYP örneği ) öğretmen yetiştirme konusunda bir stratejimizin bulunmaması
7- Eğitim fakülteleri dışında öğretmen olma yetkisi verilen bölümlerin siyasi bir ranta dönüşmesi
8- YÖK'ün işlevsizliği
9- MEB'in kendine bile faydasının olmaması
10- Öğretmenliğin bilimsellikten uzak olduğu gibi psikoloji bilminin nimetlerinden faydalanmayan yapısı ve bir gönül işi, manevi bir sanat olduğunun görmezden gelinmesi.
11- Öğretmen seçme işinin (KPSS) bir muammaya dönüşmesi ve zor bir süreçten geçen öğretmen adaylarının kpss'den sonra fazla rehavete girmeleri. DEVLETE NE DE OLSA GİRDİM ARTIK SENDROMU!

DAHA DA SIRALANABİLİR


KISACASI öğretmen adayını üniversiteye alınmasından tutun da öğretmen olarak seçilmeye dek son derece sıradan ölçütlerle ilerleyen bu zincirleme eğitim kazalarına her gün yeni birisi ekleniyor.


MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI 1739 sayılı KANUNU öğretmen için sadece ne diyor ona bakalım. KIRMIZI İLE İŞARETLENMİŞ 
  


İşte öğretmen sadece bu kıstaslarla öğretmen olmak zorunda olduğu için öğretmenlik  genel anlamda Memurluk "BANKAMATİK MEMURLUĞU" na dönmüştür.

Fen edebiyat mezunları ise bu trajikomik tabloda sadece kenar süsü olarak kalacağa benziyor.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Pedagojik_formasyon

http://personel.meb.gov.tr/daireler/mevzuat/mevzuatlar/milli_egitim_temel_kanunu_1739.pdf